Edebiyat FARK YARATANLAR ÖNE ÇIKANLAR POPÜLER KÜLTÜR

“Sarı Duvar Kağıdındaki” Özgürlük

“Sarı Duvar Kağıdı”, Charlotte Perkins Gilman tarafından kaleme alınan bir hikayedir ve bu ilgi çekici hikaye, “aşk” konusunu farklı açılardan tartışmaya açar; okuyucunun ilişkiler hakkında eleştirel düşünmesini sağlar. Aşk, bireylere özgürlük sunuyor mu ya da tam aksine bireylerin hayatıyla ilgili kısıtlamalar mı getiriyor? Sarı Duvar Kağıdı’nda, anlatıcının kocası olan John, baskıcı bir koca figürünü sembolize eder ve John üzerinden bireylerin omuzlarındaki ilişki yükü sorgulanmaktadır. Gelin birlikte aşk, ilişkilerde bireysellik ve kadının toplumdaki konumunu sorgulayalım!

Öncelikle, bu hikayede John, karısı adına her şeyi kontrol etmeye çalışan baskıcı bir koca olarak tasvir edilir. Hikayedeki kadının kendi kararlarını vermesine kocası John izin vermemektedir ve kadının hayatı John’un rasyonel yaşam anlayışı tarafından kontrol edilmekte ve yönlendirilmektedir. Böyle bir kontrol altında olması nedeniyle, kadın hikaye boyunca yavaş yavaş psikolojik olarak hastalanmaya başlar. Kadının psikolojik hastalığı, John’un onu kontrol etmesi için bir bahane olsa da, bu aşırı kontrol isteği karısı için daha tehlikeli bir zehir haline gelmektedir. Bu bize baskıcı olmanın ilişkilerde sağlıklı olmadığını gösterir. İlişkilerde baskıcı olan bireyler, sevdikleri adına her şeyi bilmek ve kontrol etmek isterler ve bunun doğuracağı tehlikeli sonuçları düşünmezler. Hikayeden örnek vermek gerekirse, John eşinin dinlenme tedavisi için başka bir eve taşınmaya karar verir (o dönem “dinlenme tedavisi” yöntemi yaygındı, bu tedavi hastaların yatakta istirahat etmesini ve başka herhangi bir şeyle ilgilenmemelerini içerir). Fakat karısına bu konuda danışmaz, eşinin yaşadıkları yeri değiştirmek isteyip istememesi John için önemli değildir. Başka bir örnek, karısına küçük bir çocukmuş gibi davranan John’un tavırlarıdır. Hikayede John, karısına “küçük kız” diye hitap eder. John’un baskıcı tavırları, çiftin konuşmaları arasındaki küçük detaylarla da göze çarpar. Karısı ayağa kalktığında, John ona şöyle sormaktadır: “Bu nedir, küçük kız? Bu şekilde yürüme, üşürsün.” . Burada, baskıcı kocanın karısını bir çocuk olarak gördüğü ve onunla uyumlu olmasını beklediği görülebilir. Birçok ilişkide, kadınlar savunmasız, zavallı, kırılgan küçük kızlar olarak görülmektedir ve çoğu erkek, kadınları kontrol etme sorumluluğu üstlenmektedir. Ancak, bu çarpık bakış açısı, baskıcı erkeklerin ataerkil toplumlardaki ego tatmininden başka bir şey değildir. Ayrıca, John kendi kararını onaylar ve karısını yeni evle ilgili olarak reddeder: “Biliyorsun, bu yer sana iyi geliyor” . Görüldüğü üzere, taşındıkları yer konusunda kendini iyi hissedip hissetmediğini, karısına sorma gereği bile duymamaktadır. Ataerkil toplumlardaki John gibi bazı eşler partnerleri adına her şeyi bildiklerini varsaymaktadır. Kısacası, Sarı Duvar Kağıdı’nda John, hikaye boyunca baskıcı koca figürünü sembolize etmektedir ve John’un tavırlarının zararlı etkileri, anlatıcı kadının hikaye içinde görülen kademeli deliliğinde ortaya çıkar.

Dahası, “Sarı Duvar Kağıdı”nda, John’un eşinin isteklerine ve beklentilerine saygısı yoktur. Hikayedeki anlatıcı kadın, kendi isteğinden ziyade kocasının istek ve beklentilerine öncelik verir. Bu, çiftin kendilerini ayrı ayrı bireyler olarak değil de tek bir kişi gibi görmesi ve birbiriyle uyum sağlamaya çalışması anlamına gelir. Ancak, çiftler birbirlerini tek bir kişi olarak görüyorlarsa, bu bakış açısı bireyciliği öldürür ve bireylere yük getirir. Örneğin, bu hikayedeki eş, kocasının istekleriyle şekillenmektedir. “John geliyor, ve bunu ortadan kaldırmalıyım, beni bir kelime yazarken görmekten nefret ediyor”. Burada görmekteyiz ki anlatıcı kadın bir şeyler yazmak istiyor, yazmak onu rahatlatıyor; fakat yapamıyor çünkü kocasının isteklerine uyması gerekiyor. Ne yazık ki çok sayıda yetenekli zihin bu tür zararlı ilişkilerin ellerinde kaybolup gitti. Bu tür ilişkiler kendini ifade etme özgürlüğünü engellemektedir. Ayrıca, anlatıcı kadın eşinin emirlerine teslim olur. Hikâyede, anlatıcı kadın akrabalarıyla vakit geçirmek istemesine rağmen John buna izin vermez: “Çalışmalarım hakkında herhangi bir tavsiye ve yoldaşlık olmaması cesaret kırıcı. Gerçekten çok iyi olduğumda, John, kuzen Henry ve Julia’yla uzun bir ziyaret için konuşacağımızı söylüyor…” Anlatıcı kadının, kuzen Henry ve Julia’yı gerçekten görmek istemesine rağmen eşi John’un önerisini reddetmediği görülebilir. Üstelik, karısı, kocasının, hayatında sahip olduğu gibi, “sevgilim olduğumu, rahatlığını ve sahip olduğu her şeyi, kendi iyiliği için kendime iyi bakmam gerektiğini” söyledi. .”. Bu örnek, buradaki anlatıcı kadın gibi bireyler, bir birey olmanın “birinin kız arkadaşı/erkek arkadaşı” olmaktan daha fazlası olduğu gerçeğini görmezden gelmektedir. Her bireyin sevdiği bir ailesi, arkadaşları ya da herhangi biri; izini süreceği hayalleri ve çözeceği kişisel problemler vardır. Hatta bu alıntı, çiftlerin birbirleriyle ilgilenmeleri gerektiği inancını gösterir. Ancak, her birey kendi sorunlarını kendi başlarına aşabilecek güce sahiptir ve bu onların kendi sorumluluğudur. Böylelikle bu hikaye bireylerin ilişki içerisindeki ilişki yükünü açıklar.

Sonuç olarak, Charlotte Perkins Gilman, “Sarı Duvar Kağıdı”nda,baskıcı koca figürlerinin ve getirdikleri sınırlamalara karşı okuyucuda farkındalık uyandırıyor. Yine, “Genç Şair’e Mektuplar”da Rainer Marie Rilke bireeylerin ilişki içerisinde oldukları zamanlarda da kendi yalnızlıklarına değer vermeleri gerektiğine dikkat çeker. “Bunu iki kişi arasındaki bağın en yüksek görevi olarak tutuyorum: her biri diğerinin yalnızlığını güvende tutmalıdır”. Bireyler yazmakta, hayallerini yaşamakta, sevdikleri arakadaşlarıyla vakit geçirmekte özgürdürler ve tüm bunlar için izin almaları gerekmez. Benim düşünceme göre, sevgi bizi köleleştirmemeli ve ruhumuzu yoksullaştırmamalıdır. Rilke’nin de dediği gibi belki de ideal bir çift bireylerin birbirlerini selamlayan yalnızlıklarından oluşmalıdır.

Related posts

WWII: Savaşlar Modaya Son Verir Mi?

Ayşe Nur Tilki

True Detective 3. Sezon İncelemesi

Fırat Ayrılık

Good Omens İncelemesi

Orçun Özkoca

Leave a Comment

%d blogcu bunu beğendi: