Edebiyat FARK YARATANLAR ÖNE ÇIKANLAR POPÜLER KÜLTÜR

Yeni Misafirle Nasıl Vals Yapılır?

Hiç kırılmış gibi hissediyor musunuz? Hiç midenizde bir ağrı oluyor mu? Bazen, herkes bu şekilde hissediyor ve herkesin canı yanıyor. Ne kadar çabalarsanız çabalayın bazen çabalarınız sonuç vermeyebilir. Felaketler başınıza gelebilir. Herhangi bir nedenle kalbinizde bir acı ve sıkıntı olabilir. Bu tür sıkıntılardan bazen kaçınılmaz olsa da karşılaştığımız bu zorlukların üstesinden gelmek için uygun yaklaşımlar geliştirebiliriz. Tabii ki karşılaşabileceğimiz felaketleri önlemek için her türlü çabayı göstermeliyiz. Burada kastedilen, değiştiremeyeceğimiz şeyler yüzünden içimizde oluşan üzüntüdür. Charles Darwin’in Doğal Seçilimi ve önde gelen şair Rainer Maria Rilke’nin üzüntüyü misafir olarak ele alma metaforu, yaşamımızdaki sıkıntılara bakış açımızı değiştirebilir.

Darwin’in Evrim Teorisi yüzyıllardır tartışılmaktadır. Darwin, Yaşam Mücadelesi‘nde Doğal Seçilim kavramına değinmiştir. Doğal Seçilim, doğada koşullara en iyi uyum sağlayanların hayatta kalması olarak açıklanabilir. Darwin’in “Doğal Seçimili”nde en güçlü olan kazanıyordu ama burda en güçlüden kastı en iyi uyum sağlayabilendi. Darwin şöyle diyor: “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan… Değişime en çok adapte olabilendir, hayatta kalan.” Bu bağlamda, bizim değiştiremeyeceğimiz korkunç şeyler karşısında iki seçeneğimiz vardır: Ya şikayet edeceğiz ve kendimizi daha fazla üzüp bunalıma sokacağız ya da bütün bunları kabul edeceğiz ve hayatta kalabilmek için bu zorluğa ayak uydurmaya çalışacağız. Birçok tatsız olay deneyimleyebilir ve ruh halimizi olumsuz yönde etkileyen, mod düşüren birçok insanla tanışabiliriz. Ancak, her dakika onlardan şikayet etmek yerine, aktığı yatağın şeklini alabilen bir akarsu gibi olabiliriz. Gerçek yetenek tüm bunlarla uyum sağlayabilmek değil midir? Bu acıdan şikayet etmek yerine değiştiremeyeceğimiz bir zorluğu kabul etmek, uyum sağlamak ve onun sayesinde büyümek bizi güçlendirebilir. Darwin ayrıca “Akıntı geldiği zaman ayaklar kabuktan dışarı çıkıyor. Neredeyse tüy misali ayaklar, akıntıyla uyum içinde hareket ediyorlar. Her canlı tabiatta yaşam için mücadele ediyor fakat bu mücadeleyi kazanacak olanlar: en iyi uyum sağlayabilenler. “ Böylece, değiştiremediğimiz sorunların varlığını reddetmek yerine, bu sıkıntılara adapte olabilir ve kendi kendimizi bu sıkıntılardan geliştirebiliriz.

Rainer Maria Rilke de üzüntüye farklı bir bakış açısı getiriyor. Rilke, “misafir” metaforunu üzüntü için kullanır. Üzüntümüzü misafir olarak kabul etmeli ve üzerimizde yapacakları değişiklikleri izlemeliyiz. Üzüntüyü, yalnızca belirli bir süre yanımızda kalan ve bizi bir gün bırakacak olan misafir olarak kabul edelim. Mutluluk gibi, üzüntü de kalıcı değildir; bununla birlikte, onlardan öğrenmek ve büyümek bizim ellerimizde. Rilke diyor ki: “… ne olduğunu bilmiyoruz. Kolayca hiçbir şeyin olmadığına inanmış gibi yapabiliriz; ancak bir misafirin girdiği bir ev gibi değişiriz. Kimin geldiğini bilmediğimizi ve belki asla bilmeyeceğimizi söyleyin, ancak birçok işaret, geleceğin bu şekilde içimize girdiğini ve bizi dönüştürdüğünü gösterir.” der. Bu, üzüntü bizi dönüştürebilir. bizi daha iyi, daha saygılı, daha cömert insanlara dönüştürebilir, sadece üzüntüyü misafir olarak kabul etmemiz ve anlamamız gerekir… Örneğin, gözlerinizde putlaştırdığınız bir kişi tarafından kötü muamele edilmesi size kimseyi gözünüzde bu derece idealize etmemeyi öğretecektir. Böyle bir kişi tarafından kırıldığınızda, hüzün kalbinizde ortaya çıkar, bu hüzü tamamen reddetmek yerine anlamaya çalışırsanız, bir ders öğreneceksiniz: kimseyi putlaştırmamayı. Dahası, Rilke ayrıca şöyle der: Hüznünüz önünüzde yükseldiğinde, daha önce hiç görmediğinizden daha büyük; ışık ve bulut gölgeleri gibi bir endişe, ellerinizin üzerinde ve yaptığınız her şeyin üzerinde hareket eder. Size bir şeylerin olduğunu, yaşamın sizi unutmadığını, sizi elinizden tuttuğunu ve düşmenize izin vermeyeceğini anlamalısınız. Neden hayatınızdaki herhangi bir tedirginlikten, herhangi bir sefaletten, herhangi bir depresyondan vazgeçmek istiyorsunuz, çünkü sonuçta bu koşulların içinde ne işe yaradığını bilmiyorsunuz? Diğer bir deyişle, üzüntümüzü reddetmek yerine, bu üzüntüyle yüzleşmeliyiz ve bu üzüntünün bizi olgunlaştırma ihtimaline açık olmalıyız. Bu üzüntünün bizi nasıl olgunlaştıracağını bilmiyoruz. Hüzün bazen kişisel gelişim ve dönüşüm yolundaki çakıl taşlardan biridir. Bütün günü kendimize şikayet ederek ve acıtarak harcayabiliriz ve mutsuz anlarımızı kendimiz için daha da kötüleştirebiliriz; ya da ders çıkarmayı ve üzüntümüzden deneyim kazanmayı seçebiliriz. Hüznün bize getirdiği öğrenme sürecini reddedersek nasıl gelişeceğiz? Misafirimize uyum sağlayamazsak kendimizi nasıl geliştireceğiz? Sadece şikayet edeceğiz ve ilerleme kaydetmeyeceğiz.

Bilim ve edebiyat tarihinde, kişisel gelişimimize katkı sağlayacak birçok yaklaşım görmek mümkündür. Hiçbirimiz her zaman harika hissetmiyoruz, ancak hayatımızdaki acı ve zorlukların geçici olduğunu biliyoruz. Bunları bir deneyim olarak görmek, büyümek ve hüzünlü saatlerde olaylara farklı açılardan bakmak bizim için iyi olabilir. Bilmiyoruz, içimizde ne değişecek ve tüm bu deneyimlerden ne kazanacağız. Karşı karşıya kaldığımız şeye karşı önyargılı olmamak bize yardımcı olabilir. Değiştirmeyeceğimiz şeylerden şikayet etmediğimizde daha huzurlu bir zihnimiz ve ruhumuz olabilir. Mayakovski’nin de şiirinde dediği gibi “Neşeyi gelecek günlerden koparıp almalıyız!” Sevinci gelecek günlerden almak için zorlukları tümden reddetmek yerine onlarla yüzleşecek cesarete sahip olmalıyız.

Related posts

Disenchantment İncelemesi

Eren Yıldız

Ron Hicks ve Eserleri

Administrator

Can Bonomo: Yeni Çocuklar Şiire Alışmadılar

Burcu Uzun

Leave a Comment

%d blogcu bunu beğendi: