Futbol SPOR

20 Maçla Premier League’in Tarihi Sezonu

Premier League’de 2018-19 sezonu hiç şüphesiz tarihin en çekişmeli sezonlarından bir tanesiydi. Hatta belki de en çekişmelisiydi. Öyle bir çekişmeydi ki bu Manchester City ve Liverpool arasında 10 Ağustos’ta başlayıp 12 Mayıs’a kadar süren; şampiyona milimetreler karar verdi. İki rakip arasındaki farkın çok az olduğunu belirtmek için kullanmıyorum milimetreler ifadesini. Gerçek anlamda milimetreler. Tam 11 milimetre. 3 Ocak 2019’da Manchester City’nin Etihad’da Liverpool’u 2-1 mağlup etmeyi başardığı maçta John Stones’un, 11 milimetre daha ileride olsa gol sayılacak Ederson’dan seken  topu çizgiden çıkarmasıyla Manchester City şampiyonluğa yürüdü. Uğur Meleke o gün yorumcu koltuğunda çok güzel söylemişti. ”Belgeseli çekilir bu sezonun. İsmi de 11 milimetre olur.” Gerçekten öyle olur.

Bu destansı sezon her açıdan Premier League spikerlerinin de kullanmayı çok sevdiği bir ifadeyle ‘exceptional’dı. Oldukça ilgi çeken sürpriz takımlar, yükselen oyuncular ile teknik direktör etkilerinin aşırı derecede görüldüğü ve klasik İngiliz futbolunun artık tarihin tozlu raflarına – en azından EPL’de –  büyük oranda karıştığı; muhteşem gollerin atıldığı, genç oyuncuların kendilerini gösterdikleri ve rekabetçi sporun vazgeçilmezi olarak hayal kırıklıklarının da yaşandığı bu sezonu sizlere 20 maçla özetlemek istedim. Premier League podcastimiz olan Ada Sahası’nın sezon finalini de yapmamızın ardından bu sezona böylelikle son bir saygı duruşunda bulunmayı amaçlıyorum. Her takım adına sezonun kimliğini özetleyen nitelikte birer maç seçtim. Yazıma alfabetik olarak başlıyorum.

ARSENAL

ARSENAL 4 – 2 TOTTENHAM HOTSPUR (02.12.2018 – 14. Hafta)

Sezon başında Wenger’den boşalan teknik direktörlük koltuğuna Unai Emery’nin getirilmesinin ardından ilk düşündüğüm şey; ”Arsenal artık Şampiyonlar Ligi’nin zirve seviyesinde bir takım olmadığını kabul etmiş ve Avrupa Ligi klasmanında zirveye oynamak istiyor olabilirler mi?” olmuştu. Nitekim güncel durum da düşüncemi doğrular nitelikte. EPL’de Şampiyonlar Ligi potasının dışında kalmış ve Avrupa Ligi’nde final oynayacak olan bir Arsenal mevcut. Baktığımız zaman, elbette ki 22 yıllık Wenger döneminden sonra gayet kabul edilebilir bir başarı. Peki sonuç olarak değil de sezonun genelinde sahada ortaya koyulan oyun olarak bakacak olursak ortada kabul edilebilir bir başarı var mı? Bu sorunun cevabı hem evet hem hayır.

Sezona çok zorlu bir fikstürle merhaba diyen Arsenal ilk iki maçında Manchester City ve Chelsea ile karşılaşıyordu. Manchester City karşısında Emirates’te hiçbir varlık göstermeyip domine edilen takım özellikle son yılları çok sancılı geçen Wenger’den yana değişen bir şey yok mu dedirtti. Ama bu maçın 6 gün sonrasında, Stamford Bridge’de Chelsea karşısındaki Arsenal bu sezonun kimlik performanslarından birini sergiledi. Özellikle Wenger’in setlerine Emery ile geçiş kalitesini de ekleyen Arsenal, bu karşılaşmada yenilmesine rağmen çok iyi performans ortaya koydu. Ama Arsenal’ın sezonunu en iyi yansıtan maç Emirates’teki Tottenham derbisi.

Bu sezon Arsenal taraftarlarının en mutlu olduğu dönem hiç kuşkusuz 25.08.2018 ve 15.12.2018 tarihleri arasındaki -3-2 kaybettikleri Soton deplasmanına kadar- yenilgisiz geçirdikleri yaklaşık 4 aylık süreç. Bu dönemde en çok dikkat çeken olay Emery’nin; Mustafi, Sokratis ve Holding ile kurguladığı 3’lü savumasıydı. Ve bu süreçte gösterilen en başarılı performans yine bu 3’lüyle çıkılan Tottenham maçındaki galibeyetti. 2013 yılında takıma katıldığından beri Wenger’in oyun planının bir numaralı parçası olan Mesut’un 18 kişilik kadroda olmadığı karşılaşmada Arsenal erken dakikalarda hayret verici bir şekilde(!) – Sezonun ilk yarısında genellikle ilk yarılarda gol atmayı çok sevmeyen bir Arsenal vardı – öne geçmesine rağmen üst üste kalesinde gördüğü iki gol ile Spurs karşısında şok bir biçimde yenik duruma düşmüştü. Ama takım gol kralı Aubameyang önderliğinde öylesine müthiş bir reaksiyon gösterdi ki artık Wenger dönemindeki gibi kırılgan olmadıklarını Chelsea maçından sonra Spurs gibi yüksek kalibre bir takım karşısında da kanıtladılar. Yaz döneminin Arsenal adına en heyecan verici transferi Torreira’nın kabuğunu kırdığı ve onun başrolü oynadığı; – ilk golünü de bu maçta kaydetti – kaliteli Spurs orta sahasına yapılan bunaltıcı baskının ardından kazanılan toplarda takımın ne yapacağını bilerek üst düzey geçiş hücumları Arsenal’ın sunduğu en iyi gösterilerden bir tanesiydi. Manchester City ve Liverpool’un ardından en iyi iç saha performansına sahip olan Arsenal, yakın bir performansı deplasmanlarda da sergileyebilseydi ve daha derli toplu bir savunma yapabilseydi, ligi kesinlikle daha üstte bitireceklerdi. Öyle olsaydı da kimlik maçı olarak bu maçı değil, 9. haftada Mesut önderliğinde inanılmaz bir oyunla 3-1 kazandıkları Leicester City maçını seçecektim. Fakat daha önce de belirttiğim gibi hem Mesut’un kayıp bir sezon geçirmesi hem her ne kadar takım geliştiğini ispatlasa da savunmadaki defoların Wenger döneminde olduğu gibi devam etmesi ve Tottenham karşısında da yüksek dominasyon göstermelerine rağmen kötü savunmalarıyla kalelerinde iki gol görmeleriyle bu maç kesinlikle bu sezon Arsenal’ın kimlik maçıydı.

BOURNEMOUTH

Crystal Palace 5 – 3 Bournemouth (12.05.2019 – 38. Hafta)

Bournemouth’un sezon özetini İsmail YK’nın ‘Tıkla’ şarkısındaki ”Bir ÖY LE SİN bir BÖY LE. Neyin var bana söyle!” sözleriyle yapabilirim. Lige harika bir giriş yapıp 10 haftada sadece 2 kez kaybederek 20 puan toplamış bir Bournemouth, e sonraki 10 maçın tam tamına 8’ini kaybederek 6 puan toplamış yine aynı Bournemouth. Tüm sezonu iddialı yükselişler ve sert düşüşlerle geçirdi Bournemouth. Hatta öyle sert düşüşler yaşadı ki sezon boyunca; ligin uzak ara sonuncusu Huddersfield ile bir rekoru paylaşıyor. En çok maçta kalesinde 4(+) gol görme – 6 maç – ve Huddersfield’ın Manchester City’den yediği 6 golü saymazsak en çok 5 gol yiyen  – 3 maç – yine Bournemouth bu sefer de bir diğer küme düşen takım Cardiff ile beraber. Huddersfield’ı saymazsak diyorum çünkü The Terriers’ın 5(+) gol yediği takımlar Manchester City, Chelsea ve Liverpool. Bournemouth’un 5 gol yedikleri ise Tottenham, Arsenal ve Crystal Palace. Evet, Vitality’de Chelsea’yi, Leicester City’i 4’leyen; deplasmanda Watford’u 4’leyip, Brighton’u 5’leyen Bournemouth öylesine nevi şahsına münhasır bir sezon geçirdi ki hem lig sonuncusu Huddersfield ile kıyaslanabiliyorken hem de mid-table ve büyük 6’lı takımlarına kök söktürebilen performanslar da sergileyebiliyor.

Bunun temel sebebi Premier League’in en kaliteli teknik direktörlerinden Eddie Howe’ın mid-table takımı olan Bournemouth’a, Büyük Altılı’nın oynadığı futbolu oynatmaya çalışmasıydı. Mourinho, Manchester United’daki görevinden ayrıldıktan sonra çıkan Eddie Howe dedikoduları aslında beni bu açıdan memnun etmişti. Çünkü Eddie Howe bir mid-table menajeri olmasına rağmen asla bir Sean Dyche değildi. Takıma oyunu oynatmak istiyordu ve  bu sistemi lig maçlarının yarısında işledi, diğer yarısında ise olumsuz sonuçlar verdi. Takım, sahada sürekli pozitif bir oyun ortaya koymaya çalıştı. Son haftaya ligin asist kralı olarak giren fakat son hafta krallığı Hazard’a kaptıran Fraser da bu durumun en önemli örneğiydi. Howe’un sezon boyunca en büyük sıkıntı yaşadığı nokta ise orta saha rotasyonunda oldu. Sürekli farklı isimlerle orta sahayı kurgulayan Howe, son haftalarda savunma oyuncusu Nathan Ake’yi bile orta sahada kullandı. Takım Callum Wilson, Joshua King, Fraser ve Brooks gibi kaliteli ayaklarıyla skora gidebiliyorken; net bir şekilde oyun stabilitesini sağlayamıyordu. Crystal Palace karşısında da tam da böyle bir Bournemouth vardı. Kazandığı her maçı sonuna kadar hak ederek kazandı ama kaybettiği her maçı da sonuna kadar hak ederek kaybetti. Sonuç olarak Bournemouth ilk 10 haftasında 6 galibiyet aldığı ligin geride kalan 28 haftasında sadece 7 galibiyet alarak sezonu tamamlamış oldu.

BRIGHTON & HOVE ALBION

Watford 2 – 0 Brighton & Hove Albion (11.08.2018 – 1. Hafta)

Bu destansı sezonun en kötü iki takımından biri Chris Hughton’ın Brighton’ıydı. O kadar sıkıcılardı ki yönetim de sıkılmış olmalı. Çünkü her ne olursa olsun vasat sayılabilecek bu kadroyu Premier League’de tutmayı başaran Hughton ile sezon biter bitmez yollar ayrıldı. Rakip fark etmeksizin her maçta rakip kaleye gitmekte aşırı zorlanan Brighton, hele hele Pascal Groß da geçen sezonki performansına yaklaşamayınca aşırı sıradan bir takıma dönüştü. Ligin en az şut çeken 2., en fazla faul yapan 1. takımı. Kaleye kaliteli akınlar gerçekleştirmek bir yana tempo oluşturup rakibi zorladıkları dakikalar bile çok değil. Vicarage Road’ta çıktıkları sezonun ilk haftasındaki Watford deplasmanı da bunun çok iyi bir örneğiydi. Kaleye gitmekte zorlanıp sadece 6 şut çekebilen, rakibine tam 16 faul yapan Brighton & Hove Albion karşılaşmada hiç varlık gösteremeyerek sahadan 2-0 yenilgiyle ayrıldı. Yaşlı kurt Glenn Murray’nin ekstra katkısı ve Duffy ile Dunk’lı savunma hatlarının ligin dibindeki diğer takımlara kıyasla daha iyi olması sayesinde düşme hattının hemen üstünde ligde kalmayı başaran The Seagulls, gelecek yaz doğru hamleler yapmadığı takdirde küme düşmenin yine en büyük adaylarından biri olacak.

BURNLEY

Burnley 1 – 5 Everton (26.12.2018 – 19. Hafta)

2017-18 sezonunun en büyük sürprizi hiç şüphesiz Burnley idi. Sean Dyche’ın temellendirdiği savunma ön planlı oyun sistemleriyle ligi Büyük Altılı’nın hemen gerisinde 7. sırada bitiren ve evinde oynadığı 19 maçta kalesinde sadece 17 gol gören ve Turf Moor’da oyunu kitleyerek evini çıkılması en zor deplasmanlardan biri haline getiren Burnley bir sonraki sezon evinde Everton’dan 5 gol yiyecek denseydi, kimsenin inanacağını sanmıyorum. Fakat öyle oldu. Hatta öyle şeyler oldu ki Burnley için bu sezon; ligin ilk 19 haftasında tam 13 kez kaybettiler. İlk yarıda 19 maçta sadece 12 puan toplayıp ligin dibine demir attılar. Ve Everton’un yaşattığı hezmietten sonra ”Geçen sezonun sürprizi Burnley ‘over-perform’ muydu?” tartışmaları alevlendi. 2017-18 sezonunda hücumda yine çok üretken olamayan takım yaptığı yüksek kalite takım savunmasıyla ve oynadığı direkt futbolla bir şekilde puanlar almayı becerebiliyordu. Bu sezon savunma da diplerde olunca Burnley çok sıkıntılı dönemler yaşadı. Kötü dönemden çıkış yolu arayan Sean Dyche klasik 4’lü savunmasından vazgeçip 5’li savunma bile denemeye başladı. Ama o maçlardan birinde 5’liyle 5’lendiler. Yine rakip yarı sahada verimli olamadılar, yine üretemediler ve artık geçen sezonki kimliklerinin dışına çıkmışlardı.

Ligin 2. yarısında ise ilk 8 maçlarından 5 galibiyet 3 beraberlik çıkartıp nefes aldılar. 11’e monte edilen genç Dwight McNeil’in katkısı ve Ashley Barnes’ın yükselen formu bu performansta kilit faktörlerdi. Ardından gelen üst üste 4 mağlubiyet ile yine ‘n’oluyoruz?’ dedik ama geri kalan karşılaşmalarda topladıkları puanlar takımı ligde tutmaya yetti. Gece ve akşamüstü gibi iki ayrı dönem geçiren Burnley’de ikinci yarıdaki performans nispeten daha iyi olsa da hem Everton hezimetinden sonra 8 maç üst üste kaybetmemeleri hem de bu maçın bu seneki Burnley’nin çok kötü dönemini en iyi şekilde yansıtan maç olması dolayısıyla Burnley’nin kimliği 19. haftada saklı.

 

CARDIFF

Cardiff 1 – 5 Watford (22.02.2019 – 27. Hafta)

Bu sezon Cardiff için tam anlamıyla bir trajediydi. Çok kötü geçirilen ilk yarıda toplanan 15 puan ve hücumda çözüm üretmekte zorlanan takım kalesinde ise tam 41 gol görmüştü. Devre arasında Nantes’ın formda forveti Emiliano Sala takıma transfer edildi. Fakat şehre gelirken geçirdiği trajik uçak kazası sonrası uçağın pilotuyla birlikte hayatlarını kaybettiler. Böylelikle Cardiff bütünüyle çözümsüz kaldı.

Küme düşme hattındaki takımlardan sahada ortaya koyduğu oyun ile pek ayrılamayan Cardiff, mid-table klasmanındaki takımlara karşı sürpriz performanslarla puanlar toplasa da direkt rakiplerine ve Büyük Altılı’ya karşı pek varlık gösteremedi. Evlerinde Watford karşısında 1-5 kaybettikleri maç da tam bunlardan biriydi. Öyle ki istikrarı sürekli tartışılan Deulofeu bu maçta yaptığı hat-trick ile adeta kariyerinin zirvesine çıktı. Cardiff’in de epey yardımı dokundu. Neil Warnock sezon boyunca farklı formasyonlar ve oyuncular denedi, bütün kaynaklarını kullandı ama bir türlü dikişi tutturamadı. Sadece duran toplarda etkili olabilen bir takım ortaya çıktı. Farklı oyuncuların ve formasyonun denendiği ve duran toptan gol kaydedilen maçlardan biri de Watford ile oynanandı. Takım yine sadece savunmayla hayatta kalmaya çalıştı. Cardiff’in kadro kalitesi bu seviye için asla yeterli olamadı. Ve 38 maçın özetini Watford’dan evlerinde 5 gol yiyerek yaptılar.

CHELSEA

Chelsea 1 –  1 Wolves (10.03.2019 – 29. Hafta)

Chelsea’nin İngiltere’de son 10 yılın en başarılı takımı olduğunu iddia etsem çok fazla karşı ses duyacağımı düşünmüyorum. Takım bu başarıları yakalarken hep benzer oyun planlarını ve aynı kültürü tercih etti. Mourinho, Ancelotti, Di Matteo, Rafa Benitez. Yazın yapılan Maurizio Sarri hamlesi Chelsea’nın bu başarıları elde ettiği kodun tam aksi yönündeydi. Kulüp yeni bir kültür yakalamayı ve yükselen oyun modelini takip etmeyi istediğini gösterdi. Bunu da başarabilecek en uygun menajerlerden biriyle anlaştı. Sezona da rekorla başladı Sarri. Peki ilk sezonda genel olarak başarılı oldular mı? Kesinlikle evet. Sarri’nin oynatmak istediği oyunun temel prensiplerini oturtmayı başardığı takım, Premier Leaue’de 3.’lük elde etti ve Avrupa Ligi’nde de Arsenal karşısında final oynayacak. Fakat sezon boyunca Premier League podcastimiz Ada Sahası’nda da konuştuğumuz gibi; Sarri’nin planının maksimizasyonu için daha üretken bir orta saha profili ve daha kaliteli bek oyuncuları gerekmekte. Azpilicueta’nın Conte tedrisatında geçirdiği iki sezonda 3’lünün sağ stoper pozisyonunda yepyeni bir role adapte olması ve Alonso’nun da istikrarsız performansı beklerden istediği verimi sonuna kadar alamamasına sebep oldu. Orta saha da ise apayrı bir durum söz konusuydu. Sezon başlamadan önce Chelsea’deki yeni oyunda kendine yer bulup bulamayacağı tartışma konusu olan Kante bu sezon da her takımda ve her stratejide görevini başarıyla yerine getirebileceğini tekrar kanıtladı. Oyununa dribbling ekledi, rakip ceza sahasına dalışlarını çok daha sıklaştırdı, pas oyununun işlemesinde Jorginho ile birlikte temel görevi üstlendi. Fakat kendisi adına tek handikap savunma ve hücum arasındaki görev paylaşımını yapmakta zaman zaman zorluklar yaşamasıydı. Jorginho konusunda ise bambaşka bir durum mevcut. İyi bir sezon geçirdiğini düşündüğüm oyuncu hakkında vasat bir sezon geçirdiğini düşünenlerin de haklı oldukları noktalar var. Özellikle İngiltere’nin futbolunda ve orta saha kültüründe şimdiye kadar ‘regista’lık diye bir role aşina olunmaması ve aslında baktığımız zaman 80’lere kadar yüksek teknikli oyunculara ‘kadın gibi’ denilen bir ülkede eleştirilmesi de biraz normal. Orta sahadaki yapıda partneri Kovacic olunca da daha fazla göze batması da normal. Sezonu Premier League’de asist yapmadan bitirmesine baktığımız zaman eleştiriler yine normal. Fakat Jorginho’nun görevi, gol veya asist üretilmesini direkt sağlamak değil. Dolaylı olarak büyük katkılarda bulunmak ki bunu iyi başarabildiği dönemler oldu. Savunmadaki görevlerini de büyük oranda yerine getirdi. Kante ile eşit miktarda maç başı top çalma istatistiği (2.1) yakaladı. Fakat gel gelelim Chelsea, Büyük Altılı arasında hücumda en çok tıkanan ve rakibi çözmekte zorlanan takımdı. Orta sahadan zaman zaman katkı bulabilen, forvetten hiçbir zaman beklenilen katkıyı bulamayan takım hücumda tamamen Hazard’a bağımlı hale geldi. Hazard’ın değil vasat performans gösterdiği ortalama oynadığı maçlarda bile galibiyeti alamadığı oldu. Hele ki savunma hattı da eski kalitesinde ve formunda olmayınca mağlubiyetlerin sayısı da arttı. Willian ve Pedro’nun da istikrarsız performansları olunca da bazı maçlar sadece Jorginho ve Kovacic’in paslarını izlemek zorunda kaldık. Hazard sezon genelinde kendisinden bekleneni fazlasıyla yerine getirdi. Muhtemelen Chelsea’de onu izlediğimiz son sezonunda Sarri ile zirveye çıktı.

Bu maç da Chelsea’nin, Esprito’nun üst düzey 3’lü savunması karşısında üretmekte zorlandığı bir maçtı. %76 topa sahip olma ile %90 pas isabeti. Rakip kaleye gönderilen 22 şut. 1049 topa dokunuş. Fakat 90 dakika sonunda tabelanın gösterdiği skor 1-1 beraberlik. Sezon boyunca hem içeride hem deplasmanda bunu sıkça yaşadı Chelsea ve Büyük Altılı arasında beraberlik koparılması en kolay takımdı. Fakat dediğim gibi, Sarri oyunun temel prensiplerini başarıyla oturttu ve önümüzdeki sezonun akıbetini transfer yasağı kararının durumu belirleyecek.

 

CRYSTAL PALACE

Manchester City 2 – 3 Crystal Palace (22.12.2019 – 18. Hafta)

Bu sezonu Crystal Palace için özetlemek gerekirse; Milivojevic’in yaşayan en iyi penaltıcılardan biri olması ve Zaha’nın yaşayan en iyi dribblingçilerden biri olması ve Tomkins – Sakho ikilisinin de yaşayan en iyi savunma tandemlerden biri olmasıyla özetleyebilirim. Takım bu sağlam iskeletiyle sezonun izlemesi en keyifli ve sürprizlere en açık takımı oldu. Deplasmanlarda ligin en çok puan toplayan 6. takımı olması da bu durumun en başarılı örneği. Zaha’nın performansına çok bağımlı olsalar da geçen sezon yükselttiği formunu bu sezon da son sürat devam ettiren yıldız, takımını taşıyan en önemli oyunculardan biri oldu.

Arsenal’ı yendiler, Liverpool’u çok zorladılar fakat en büyük sürprizleri de hiç kuşkusuz Manchester City deplasmanında alınan galibiyetti. Milivo’nun penaltısı, Zaha’nın başarılı dribblingleri ve Townsend’in – bence sezonun en iyisi – attığı hiç olmayacak mükemmellikte bir gol. Kaybedilen üç puanın ardından Manchester City’nin lider Liverpool’un tam 10 puan gerisine düşmesi de sürprizin boyutunu bir hayli büyüttü. Bunu yapsa yapsa Crystal Palace yapardı ve o yüzden 19. haftadaki Etihad deplasmanı Crystal Palace’ın kimliğini çok iyi yansıtan maçlardan biriydi.

EVERTON

Everton 2 – 2 Watford (10.12.2018 – 16. Hafta)

Premier League’de Büyük Altılı’dan sonra en yüksek bütçeye sahip olmasına rağmen Everton tatmin edicilikten uzakta bir sezon geçirdi. Marco Silva’nın belirli bir oyun planı oluşturamadığı, üst düzey bireysel yeteneklerinin formunda oldukları günler galibiyete gidebilen, olmadıkları günler sıradanlaşan bir Everton izledik sezon boyunca. Fakat orta saha ve savunma kurgularının biraz daha ön plana çıktığını söylemeden geçmek olmaz. Özellikle Digne ve Sigurdsson takımın yükünü çeken yegane iki oyuncuydu. Yazın en sansasyonel transferlerinden Richarlison’u da nasıl ve sahanın hangi bölgesinde kullanacağına karar veremeyince Marco Silva, ondan da istikrarlı bir performans alamadı. Takımın düzenden koptuğu ve standardını bile yakalayamadığı çok fazla maç izledik. Bu maçlardan birinde Richarlison en uçtaydı. 16. Hafta’da Goodison Park’taki Watford karşılaşması da sezonun kimliğinin direkt yansımasıydı. Richarlison ile bir şekilde golü buldular. Ne olduğunu anlamadan üst üste yedikleri 2 gol ile yenik duruma düştüler ve Digne sezonun en güzel gollerinden biriyle 90+6’daki frikik vuruşuyla beraberliği kurtardı. Bu maç 2 Aralık ve 9 Şubat arasında oynanan 14 maçta sadece 3 galibiyetin haneye yazıldığı döneme tekabül ediyor. Everton taraftarının bir an önce unutmak isteyeceği o hayal kırıklığı dönemin bir yansıması olmasıyla da kimliğini betimliyor. Bu sezon daha ziyade ezeli rakipleri Liverpool’a çektirdikleri ile hatırlanacaklar.

 

FULHAM
Cardiff 4 – 2 Fulham (20.10.2018 –  9. Hafta)

Bu sezonun en büyük hayal kırıklığı açık ara Fulham’dı. Transfer döneminde saçılan para, kadroya katılan kaliteli isimler, kaliteli bir menajer, iyi bir camia. Ama gelin görün ki hiçbir varlık gösteremeden küme düştüler. Oyunun her iki yönünde de verimli performanslar ortaya koyabilen Cairney-Seri-Anguissa-McDonald rotasyonuyla her türlü rakibe karşı her şart altında oyuna hükmedebilecek ve topla oynayabilecek bir orta saha kuruldu. Bu rotasyon da önde pas oyununa katılabilecek Mitrovic, Vietto ve Schürrle gibi isimlerle desteklendi. Fakat hesaba katılmayan ve asla öncesinde tahmin edilmeyen bir durum ortaya çıktı. Son yılların en kötü savunma kurgusu. Gol yeme repertuarları o kadar genişti ki topla çıkarken yediler, duran toptan yediler, akan oyunda yediler, uzaktan yediler, yakından yediler, yediler de yediler. Ligde en fazla golü(81) yediler. Yenebilecek her türlü gole kalelerini açtılar. Özellikle topa hakimiyet kodlu oyun planından Jokanovic’in inatla vazgeçmemesi ve durumun gitikçe kötüye gitmesiyle işler hiçbir şekilde toparlanamayacak kıvama geldi. Topla çıkmaya çalışırken topu kaybedip yedikleri goller bir yerden sonra çok sinir bozucu bir duruma dönüştü. Dakika 2, dakika 85 fark etmez. Fulham her daim topla çıkarken gol yiyebilecek bir potansiyel sergiledi. Biraz geç kalsa da Jokanovic de, gelir gelmez Ranieri de ve sezonu tamamladıkları Scott Parker da farklı şeyler deneyerek takımı ligde tutmaya çabaladılar. Fakat başaramadılar. Deplasmandaki Cardiff maçı da Fulham’ın direkt kimlik maçıydı. Topu rakip ceza sahasına yaklaştırmakta bile zorlanan Cardiff’ten 4 gol yemeyi becerdiler. Maçı izlerken ”Cardiff’ten de yemeyin artık be.” cümlesini kurduktan iki saniye sonra ”Acaba Fulham hakkında gereğinden fazla mı hype oldum?” cümlesini kurdum. Fakat Fulham’ın kadrosunda gerçekten hücumda güzel şeyler vaat edebilen oyuncu profilleri bulunuyordu. En azından vasat bir seviyede bile savunma yapabilselerdi, yediklerinden çok atıp belki ligde kalmayı başarabilirlerdi. Fakat savunma öylesine kötüydü ki bir yerden sonra hücum hattı da bundan çok olumsuz etkilendi. Fulham adına sezonun iyi yanları Mitrovic’in kendini bulduğu zamanların artması ve kiralık Chambers’ın iyi bir orta saha oyuncusu olabileceğini göstermesiydi. Ama sonuç olarak; Fulham için facia bir sezon geride kaldı.

HUDDERSFIELD

Chelsea 5 – 0 Huddersfield (02.02.2019 – 25. Hafta)

Huddersfield’ın bu sezonki en büyük hedefi Derby County’nin 2007-08 sezonundaki puan rekorunu yakalamaktı. Bu uğurda gayet iyi mücadele edip varlarını yoklarını ortaya koymuş olsalar da Derby’nin rekoruna 5 puan uzaklıkta kaldılar. Küme düşme hattındaki rakiplerinden hiçbir şekilde ayrışamayan, David Wagner’ın tüm çabalarına rağmen (sayabildiğim kadarıyla 5 ayrı formasyon denedi) bu yetersiz kadroyla asla pozitif bir oyun oynatmayı beceremediği Huddersfield 38 maçta sadece 22 got kaydedip, 78 gol yiyerek tekrar Championship’in yolunu tuttu. Wagner, yönetimin de desteğini alamayınca belki toparlanabilecek işler 4 yıllık menajerlerinin kovulmasıyla sonuçlandı.

Deplasmanda sadece bir galibiyet alabilen Huddersfield’ın Chelsea deplasmanı da geçirdikleri sezonun tam kimliği nitelindeydi. Rakip yarı sahada üretken olabilmekten çok uzak sadece duran toplarla ve direkt çıkışlarla gol arayan Huddersfield, Chelsea karşısında kelimenin tam anlamıyla sahadan silindi. Ligin neredeyse tamamını böyle maçlarla geçen İngiltere’nin şampiyon takımlarından Huddersfield’ Premiership’in son yıllardaki en kötü takımı görüntüsüyle lige veda etti. Takım adına tek umut verici şey ise; Mooy, Billing, Schindler, Hogg ve Zanka gibi EPL’de kalma ihtimali olan oyunculardan iyi bonservis bedelleri elde edip Championship’te tekrar iddialı bir takım kurabilme imkanı.

 

LEICESTER CITY

West Ham United 2 – 2 Leicester City (20.04.2019 – 35. Hafta)

Leicester City için sezonu iki farklı biçimde ikiye ayırmak mümkün. Claude Puel ve Brendan Rodgers dönemleri. İlk yarıdaki Vardy ve ikinci yarıdaki Vardy. Puel yönetiminde geçen yaklaşık 1.5 sezonda takım kendilerini şampiyon yapan oyun kültüründen uzaklaşıp, yepyeni ve daha modern bir oyun planı peşinde koştu. Puel bunu uygularken bu sezonki Sarri’nin Chelsea’si ile benzer problemler yaşadı. Büyük Altılı’ya karşı oynadıkları maçlarda bile top hakimiyetini yakalamaya çalışan Leicester City, mid-table takımları karşısında sahada olduğunda ise top hakimiyetini rahatlıkla sağlasa da çözüm üretmekte ve skor yapmakta zorlandı. Özellikle ligin en iyi ilk iki İngiliz santraforundan olan Vardy de sezona kötü girince, ilk 17 maçta sadece 6 galibiyet alan Leicester City kendisinden beklenmeyecek kötülükte bir başlangıç yaptı. Skora giderken Maddison’un oluşturduğu duran top tehdidi ve onun yaratıcı ayakları bir numaralı opsiyon oldu. Andrew Robertson ve Trent Alexander-Arnold’dan sonra ligin en iyi bek ikilisi olan Ben Chilwell ve Ricardo Perreira’nın üstün form grafikleri de zamanla hücumdaki opsiyonları arttırdı. Kadro kalitesi olarak tartışmasız bir şekilde ‘best of the rest’ olmanın en büyük adaylarından biri konumundaydılar. Yani kötü giden dönemde pay Puel’den ziyade oyunculardaydı. Brendan Rodgers takımın başına geçtikten sonra yeni menajer motivasyonu ve oyun planının daha direkt oyuna yönelik olarak değişmesiyle, takım galibiyet yüzdesini arttırdı. Vardy de inanılmaz form tutunca lig tablosunda yukarılara çıkıldı.

35. haftadaki Leicester maçı da daha çok ikinci dönemin kimliği mahiyetindeydi. Tielemans’ın daha düzenli forma giymeye başlaması ve Barnes’a mükemmel asisti, Harvey Barnes’in kadroya montesi ve ilk golü, Chillwell’in asistinde Vardy’nin golü… Ayrıca bu sezonki Leicester City nin zayıf karnı – her ne kadar hem Puel hem de Rodgers döneminde takım savunmasını iyi de yapsalar da – savunma tandemiydi. Maguire Dünya Kupası’nda gösterdiği performansı asla yakalayamadı ve yanındaki oyuncu da sürekli değişti. Bi’ Evans ile bi’ Morgan ile oynamak zorunda kalınca tandem de uyum da yakalanmadı ve bu maçta yenilen gollerde savunma tandeminin payı çok büyüktü. 35. haftada London Stadium’da oynanan maç son model Leicester City’nin kimliğiydi.

 

LIVERPOOL

Liverpool 5 – 1 Arsenal (29.12.2018 – 20. Hafta)

Liverpool tek kelimeyle inanılmaz bir sezon geçirdi. Klopp; ‘gegenpressing’ oyununu maksimize etti, takımın top hakimiyetini ve dominasyonunu aşırı seviyelere çıkarttı, bunların yanına çok çeşitli hücum setleri yerleştirdi, takım savunması zirveye çekti, oyuncuların seviyelerinin bir bir yüksek gelişimler göstermesini sağladı, ve takımını; eski kırılganlığını tamamıyla geride bırakarak ‘terminatör’ seviyesine yükseltti. Sonuç olarak; Premiership’te rekor puanla 2.’lik, Rekor Puanlı İkinciler rakip ağlara gönderilen 89 gol, ligde en az yenilen takım, gol kralları Salah ve Mane, Robertson ve TAA’dan asist rekorları, Virgil Van Dijk’ten Yılın Oyuncusu Ödülü, Şampiyonlar Ligi’nde Final elde etti. Tarihin en çekişmeli sezonunu yaşanmasında büyük katkıda bulundu ve Manchester City’nin bu şampiyonluğunun asla kendilerinden bağımsız anılamayacak olmasını sağladı.

Peki, sezonun asıl sorusuna gelelim. Premier Lig’de Manchester City’nin 10 puan önündeyken ve bu kadar yüksek kalite bir takımken şampiyonluğu hediye mi etti yoksa Guardiola’nın öğrencileri mi kazandı? Aslında bu sorunun cevabı ikisi de belli oranlarda gerçekleşti. Liverpool bu sezon her ne kadar zirve performanslar gösterse de şans faktörüyle aldıkları puanlar Manchester City’nin mislilerce önündeydi. Yani kazandığı karşılaşmaların hakkaniyet yüzdesi, Manchester City’nin yüzdesinin gerisinde kaldı. Manchester City yenilgisinden sonra başlayan nispeten yetersiz performanslar karşısında Klopp biraz çözümsüz kaldı ve suçu ‘rüzgar’ dahil başka etmenlerde aradı. Çok verimli bir 4-2-3-1 formasyonu varken, şampiyonluk yarışı kızıştıkça daha kontrollü formasyon tercihlerine döndü. Kontrollülük tercihine yöneldikçe ve riskten uzaklaştıkça zaten derin olmayan rotasyonla rakipleri çözebilmenin epey zorlaştığı anlar oldu. Manchester City’ye kıyasla daha önlem alınabilir bir Liverpool vardı. Fakat takım bir şekilde her oyuncunun verdiği oyun katkısı, kadronun genelinin ekstra yetenekleri ve ortaya koydukları mükemmel takım oyunuyla son haftaya kadar yarışın içinde kaldı. Harikalar yarattı. Terminatör takımın harika performanslarından biri de 20. haftadaki Arsenal maçındaydı. Robertson’un uzun ön asist ve asistlerinden (pas demek istemiyorum çünkü bambaşka seviyede bir uzun top oynayıcısı), takımın hücum planının en önemli parçalarından sahte 9’un yeni tanımı Firmino’nun yüksek performansına; gol kralları Mane ve Salah’ın gollerine, yedikleri golün tipik bir Liverpool gol yemesi olmasına ve hatta Salah’ın dip çizgideki kıvrak çalımlarıyla (artık imza hareketlerinden biri) penaltı almasına kadar kimliklerinin bire bir yansımasıydı. Şunu da belirtmeden olmaz; bu sezon geriden gelip en çok puan toplayan takım da Liverpool. Ayrıca bu maçta da Shaqiri’nin sağ açıkta ve Salah’ın en uçta olduğu bir 4-2-3-1 dizilişi vardı ve fark yine hissedildi. Bu detaylarla kimlik daha da betimlendi.

MANCHESTER CITY

Manchester City 6 – 0 Chelsea (10.02.2019 – 27. Hafta)

Geldik sezonun şaşalı Şampiyonuna. Bir sezonda 50 galibiyet alan ilk İngiliz takımı. Geçen sezon elde edilen 100 puanlı ve 106 gollü rekor şampiyonluklarının ardından gelen 2. şampiyonluk. 2008-09 Ferguson’dan beri ilk defa yakalanan bir başarı. Yanında FA Kupası ve Lig Kupası zaferleri. Talihsiz bir şekilde ve saçma sapan savunma hatalarıyla Spurs’e Şampiyonlar Ligi’nde boyun eğilmeseydi olası 7 kupalık sezon. Yani Guardiola, büyüsüne devam ediyor. 27. haftada Etihad’da oynanan Chelsea maçı da Pep’in büyüsünün Houdini seviyesine çıktığı noktalardan biriydi. Bu sezon tam 11 maçta 5(+) gol atıp kazanan Manchester City’nin kurbanlarından biri de Chelsea oldu. Öyle bir maçtı ki bu izleyenler de çok net hatırlayacaktır 10 – 0, 11 – 0 gibi sonuçlarla bitebilirdi. City, oyun olarak arştaydı ve sezon kimliğini, takım kimliğini niteleyen nice anlar yaşattılar. Sezonun yıldızlarından Bernardo Silva’nın üst düzey performansı, bence sezonun MVP’si Raheem Sterling’in iki golü ve tam kendi stiliyle aldırdığı penaltı, sezonun bir diğer yıldızı ve artık Premier Lig’deki yeri Henry ile kıyaslanan Agüero’nun hat-trick’i, yine gollerinin %60-70’inde olduğu gibi ceza sahası içinde son vuruşların yapıldığı goller, üst düzey pas isabet oranı(%93), sezonun x-factor’lerinden Zinchenko’nun solbekteki mükemmel performansı ve Fernandinho’nun oyun diktatörlüğüyle Manchester City’nin dünya dışı kimliğini yansıtan bir 90 dakikaydı. İleri uçtaki ü. oyuncu da harika performans ortaya koydu. Zaten sezon sonunda üçü de ‘PFA Player Of The Year’ ödülü için aday gösterildi. Manchester City sezonu tam da böyle bir rahatlıkla oynadığı epey maçla kazanırken, Liverpool’un dramatik anları daha çoktu. Şampiyonluğun Manchester’a gitme sebeplerinden birisi de aslında buydu.

MANCHESTER UNITED

Manchester United 2 – 2 Burnley (29.01.2019 – 24. Hafta)

Sezonun kimliğini çıkartırken en zorlandığım takım Manchester United’dı. Çünkü sezon boyunca takım anlamlandırılması güç üç ayrı dönem geçirdi. Kötünün iyisi bir Mourinho dönemi. Jose Mourinho: Özel Biri’nden Sıradan Birine Tarihe geçecek kadar iyi bir ‘pre-Paris dönemi’ ve inanılmaz kötü bir ‘post-Paris dönemi’. Böylesine dönemler yaşayan bir takım için; bir galibiyetin mi, bir mağlubiyetin mi, yoksa bir beraberliğin mi sezonu daha iyi yansıtacağına karar vermek biraz zamanımı aldı. Pre-Paris döneminde coşku, takımdaşlık ve Mourinho sonrası koltuğu devralan Solskjaer’in psikolojik etkisi ile olağanüstü galibiyetler alınmasına rağmen Mourinho dönemindeki oyunun üstüne pek de bir şey koyulmaması, takımın sezondaki en önemli olay olan PSG eşleşmesinde olduğu gibi Burnley karşısında da bir geri dönüş gerçekleştirmiş olması ve bu sezon bunu sıkça yapması, ‘Pogba’nın üstüne takım kurulmalı mı?’ düşünceleriyle geçen bir sezonda Pogba’nın yine bir penaltı golü kaydedip geri dönüşte büyük rol oynaması, yine savunma hatalarıyla yenien goller, takımın bu sezon çokça beraberlik elde etmesi ve sezonun dönemleri itibarıyla Burnley beraberliğinin Kırmızı Şeytanlar’ın kimliğini çok daha iyi yansıtacağı kanısına vardım. Üst düzey bireysel yetenekler sayesinde elde edilen skorlar, takımın orta sahasının kötü işleyişi, savunma hataları, De Gea’nın performansı, takım bir şekilde kazanabiliyorken bile güven vermiyor oluşu ve puan kaybı. Kısacası bütün detaylarıyla sezon özeti niteliğinde bir karşılaşmaydı. Bu sezon yönetimsel kademelerdeki işleyişten tutun da sahada ortaya koyulan oyuna kadar büyük oranda kayıp bir sezondu. 2017-18 sezonuda elde edilen şanslı 2.’liğin bir yerde ‘over-perform’ olduğunu da kanıtlar nitelikteydi. Bir doğru parçasının iki ayrı uç noktasında konumlanan noktaların olduğu sezonda Manchester United’ın kimliğini 24. haftada bulabiliyoruz.

 

NEWCASTLE UNITED

Newcastle United 2 – 1 Manchester City (29.01.2019 – 24. Hafta)

Ligin ilk 10 haftasında elde ettiği 3 beraberlik ile sadece 3 puan toplayıp ligin dibine demir atan Newcastle United’da Rafa Benitez’in kovulması için çıkan sesler epey bir yüksekti. Fakat ‘kurt hoca’ Benitez bu ligin genetiği olduğunu bir kez daha kanıtladı. Hem de öyle bir maçla kanıtladı ki hiç kimse inanamadı. Daha 1. dakikada yenik duruma düşen takım. Defansif meziyetleri daha ağır basan tamı tamına 8 oyuncudan kurulan 5’li savunmalı bir 11. Ve inanılmaz bir geri dönüşle Manchester City karşısında elde edilen sansasyonel galibiyet. Bu maçın kimlik maçı olmasının asıl sebebi Benitez ve öğrencilerinin gerçekten konsantre oldukları takdirde her takımdan ve her yerde puan alabilecek veya en kötü ihtimal rakibe ecel terleri döktürebilecek bir takım oluşturması. Bu maça kimlik özelliği kazandıran diğer unsurlar ise Rondon ve Dubravka’nın performansları. Newcastle adına sezonun en iyi performans gösteren oyuncuları imzalarını oldukça görünür bir şekilde tabelaya attılar. Ayrıca galibiyetin takımın en formda olduğu döneme denk gelmesi de Benitez’in kimliğini çok iyi yansıtmakta. Son olarak bu maçta da oynayan Lescalles, Schar, Lejeune 3’lüsüne de değinmek istiyorum. Eğer süreklilik sağlayabilselerdi, Newcastle United kesinlikle ligi daha üst sıralarda bitirecekti. Ve Premiership’in en kuzeyinin kimliğini de böylelikle çıkartmış olduk.

 

SOUTHAMPTON

Southampton 1 – 1 Crystal Palace (30.01.2019 – 24. Hafta)

Sezonun açık ara en başarısız menajeri Mark Hughes ile 14 hafta idare edebilen Southampton takımın başına Hasenhüttl’ı getirmesinin ardından bu kaliteli kadronun hakkını biraz olsun verebildi. Hasenhüttl geldikten sonra yaklaşık 16 haftalık inişli çıkışlı bir dönem de olsa bir standart yakalayabilen Southampton; sezonun sonlarına kadar Championship’e düşme tehlikesinden kendisini kurtaramadı. Fakat Hasenhütt’lün 3’lü ısrarı ve kendisinin özellike takımın orta saha ve savunma bölgelerine yaptığı olumlu katkı bir dahaki sezon için Southampton adına umut verici. İleri oyuncularından pek verim alamayan takım eğer o verimi de sağlayabilseydi çok daha yukarılara çıkma adayı olabilirdi. Ada Sahası podcastlerimizde sürekli övdüğüm Southampton orta sahası takımın gol yükünün büyük bir çoğunluğunu da çekti. Attıkları 45 golün tam 26’sı bölge oyuncularından geldi. Ve sezonun Southampton adına en umut verici detayı olan James Ward-Prowse bu gollerden 7’sini  kaydetti. Sezona oynadığı oyun ve serbest vuruş golleriyle damga vurdu. St. Mary’s’deki Crystal Palace mücadelesi de Ward-Prowse’un gol attığı maçlardan biriydi. Ve aynı zamanda takımın orta saha dominasyonunu rahatlıkla kurmasına rağmen, rakip ceza sahasında pek de etkili olamadığı maçlardan biriydi Ayrıca Hasenhüttl döneminin simge isimlerinden Bednarek’in de çok iyi bir performanse sergilediği bir 90 dakikaydı. Ve 90 dakika sonunda ligin en çok beraberlik alan takımı bir beraberlik daha alarak kimliğini gösterdi. Bir dahaki sezon için kaliteli ofansif oyuncu takviyeleriyle Koeman dönemindeki başarıların tekrar yakalanabileceğini düşünüyorum. Elyounoussi gibi olmayan transferlerle elbette.

 

TOTTENHAM HOTSPUR

Everton 2 – 6 Tottenham Hotspur (23.12.2018 – 18. Hafta)

Geldik bir diğer rekortmene. Dünya Kupası’nda yarı final oynayan bir rekortmen. En fazla yenilgi(13) ile lig tarihinde ilk 4’te yer alan takım Tottenham Hotspur. Tottenham 2018/19 sezonunu en enteresan geçiren takım. Ligin neredeyse 27. haftasına kadar şampiyonluk hesapları yaptı. 27. haftada Burnley karşısında galip gelse ligi 3. sırada tamamlayan Chelsea’nin tam 13 puan önüne geçip şampiyon City ile puan farkını 2’ye indireceklerdi. Fakat o maçta mağlubiyet geldi ve ardından ligde durdurulamaz bir düşüş başladı. Kalan 11 maçta sadece üç galibiyet haneye yazılabildi. Fakat Şampiyonlar Ligi’nde Manchester City ve ardından yılın takımı Ajax efsane maçlarla devrilerek Liverpool’un Şampiyonlar Ligi Finali’ndeki rakibi oldu Tottenham. Spurs, bu ilginç sezonun en ilginç maçlarından bir tanesinde Goodison Park’ta Everton’a 6 gol attı. Sezona damga vuran Son’un yıldızlaştığı maçta tam konsantre bir Tottenham’ın neler yapabileceğinin gösterisine tanıklık ettik. Walcott’un golüyle geri düşmesine rağmen oyun hakimiyetini asla yitirmeyen Spurs; Eriksen, Alli, Son ve Kane 4’lüsüyle harikalar yarattı. Bu 4’lü bir kez daha dünyadaki en etkili hücum silahlarını bünyelerinde barındırdıklarını gösterdi. Eğer savunmada istikrar sağlanabilseydi, hücumda sakatlıkların etkilediği düzen daha iyi kurgulanabilseydi ve takım birkaç transferle sezona girmiş olsaydı şampiyonluk yarışında son haftada 3 takım olmaması için hiçbir sebep yoktu. Her şeye rağmen Pochettino çok etkileyici bir sezon geçirdi ve takımı başarılı olarak tanımlamamak için hiçbir sebep yok. Sezonun özeti de Goodison Park’ta.

 

WATFORD

Watford 2 – 1 Leicester City (03.03.2019 – 33. Hafta)

Javi Gracia’nın takımı kendine has bloklu 4-2-2-2’si, yetenekli oyuncuları ve oynadıkları pozitif futbolla sezonun izlemesi en keyifli takımıydı. İlk yarıyı 7. Leicester City’nin 1 puan gerisinde 10. sırada tamamlasalar da benim için ilk yarının ‘best of the rest’ takımıydı. En önemli hücum silahı Richarlison’u Everton’a kaptırdıktan sonra Javi Gracia’nın yepyeni ve başarılı bir sistem kurgulaması gerçekten takdire şayandı. Geçen sezonun ikinci yarısında takımın başına geçen Gracia ilk olarak kadroyla çeşitli denemeler yaptı. 3’lü kurguladı, 4’lü kurguladı, Richarlison’un rolüyle oynadı, – Richarlison’un geçen sezonun ikinci yarısında kontak kapatmasının nedenlerinden biri de bu durumdur-, en uçta iki santrforla oynadı, rotasyonlar denedi fakat en iyi kurguya gerçekten şahane bir şekilde karar verdi. Bu sezon sahada menajerin etkisinin çokça hissedildiği takımlardan birini ortaya koydu. Kaleye direkt gitmeyi tercih eden fakat pas oyununa da yatkın, savunmada zaman zaman aksasa da kabul edilebilir bir performans gösteren, orta sahada Doucoure,  Capoue, Hughes ve Pereyra’nın olduğu ligin en üst düzey rotasyonlarından birine sahip olan, duran toplarda etkili, hücumda kaliteli ayaklarıyla tercih ettikleri direkt oyunu çok iyi sergileyebilen Watford sezonu 7. Wolves’ın 7 puan gerisinde 10. sırada tamamladı. Son haftalarda form grafiklerinde yaşadıkları düşüş olmasa çok daha yukarılarda bitirmelerini bekliyordum. Fakat fikstürlerinin de zor olması ve konumlarının nispeten rahatlaması sebebiyle bu düşüş de kabul edilebilir oldu. Watford’un direkt oyunun en iyi yansımalarından biri Vicarage Road’daki Leicester karşılaşmasındaydı. Rakibinin topa %61 ile sahip olduğu günde 3 puanı almayı başardı. Deeney attı, ligin ikinci yarısının Watford adına en iyisi Deulofe duran toptan asistini yaptı. Galibiyet golünü de uzatmalarda bir diğer golcü Andre Gray kaydetti. 33. Hafta Watford için sezonun niteleyicisiydi.

 

WEST HAM UNITED

West Ham United 4 – 3 Huddersfield (16.03.2019 – 31. Hafta)

West Ham United, Manhcester United’dan sonra kimliğini belirlemekte en zorlandığım takımdı. Çok fazla seçenek olduğundan değil, belli bir kimliklerinin olmamasından. Hücumda Arnautovic ve yazın sükseli transferlerinden Felipe Anderson’un ayağına bakan, orta sahada sezonun WHU adına en iyilerinden Declan Rice’ın sabitliğinde kurgulanan rotasyonlarıyla istikrar sağlamakta zorlanan ve savunmada da vasatı pek aşamayan West Ham United daha çok yediğinden fazla atma tarafındaydı. Pelegrini’nin takımı bunu da yapabilecek kalitedeydi. Sezon boyunca farklı formasyonlar denedi ve bir şekilde Premiership’in tam ortasında yer almayı başardı. London Stadium’da 31. haftada oynanan Huddersfield karşılaşması da bu metodun stereotipiydi. Sezonun ilk yarısında harikalar yaratan ama ikinci yarısında Çin için çıkan transfer dedikodularıyla aklı karışan Arnautovic etkisiz kaldı, Felipe Anderson rakip savunmayı dağıttı, Rica-Noble idare etti, Chicharito iki gol kaydetti, savunmanın yediğinden daha çok hücum hattı gol atmayı başardı ve galibiyet geldi. Yani rakip yarı sahanın en kötü takımı Huddersfield’dan evinde 3 gol yemek tam olarak West Ham’lık bir işti.

 

WOLVERHAMPTON WANDERERS

Wolverhampton Wanderers 2 – 0 Cardiff (02.03.2019 – 29. Hafta)

Son yılların en keyifli ‘geride kalanların şampiyonu’ takımı Wolves için iki tane kimlik maçı seçmek istedim. Premier Lig’e çıktığı sezon 7.’liği elde eden Wolves’tı büyük bir başarı yakaladı. Bu başarıda en büyük katkı ise Nuno Esprito’nundu. Geçen sezon Championship’te kurguladığı 3’lü savunmalı sistemini bu sezon Premier Lig’de zirveye çıkarttı. Ligin en az gol yiyen 5. takımıydı. Ayrıca bu 3’lüdeki bu başarıyı da; PL tecrübesi olmayan Bennett, Porto’da doğru düzgün oynama fırsatı bile bulaman Boly ve Liverpool altyapısından çıkmış olmasına rağmen PL’de sadece 1 dakika oynama fırsatı yakalayabilen Kaptan Coady ile yakalaması da çok büyük övgüye layık. Sezon içerisinde bonserivisi Atletico Madrid’den alınan Jonny ve takımın emektarı Doherty’nin bir 3’lünün işlemesindeki en önemli pozisyonlar olan kanat beklerde çok iyi faktörler olmaları ve bunu Esprito ile sağlamaları güzelliği arttırdı. Esprito bu sezon kalitesini ortaya koyan çok önemli bir şey daha yaptı. Sezona kötü bir giriş yapan Jota’nın, daha sonra Jimenez ile yakaladığı uyumu görüp sistemi 3-4-3’ten, 3-5-2’yi çevirdi. Ve durum sonucunda hem ileride üretkenlik arttı hem oyun direncinde Mouthino ve Neves’in işi orta sahadaki oyuncu sayısının artmasıyla kolaylaştı. Raul Jimenez 13 gol 7 asistle kendisini yeniden keşfetti, Jota ne kadar büyük bir potansiyel olduğunu tekrar gösterdi, Neves Portekiz Milli Takımı’nın kaptanlığını yapacağını bir kez daha kanıtladı. Moutinho’nun tecrübesi ile üst düzey oyun katkısı ve ligin ilk yarısında pek fazla forma şansı bulamayan yine büyük potansiyelli Belçikalı Dendoncker’in performansı da Wolves adına güzel detaylardı. Rui Patricio da ligin en iyi kaleci performanslarından birini ortaya koyunca takım bir nevi şampiyon olarak sezonu tamamladı. 29. haftadaki Cardiff karşılaşması da bu sezon beni Wolves’ta en çok etkileyen şey olan Jota ve Jimenez uyumunun; attıkları goller ve birbirlerine yaptıkları asistler ile taçlandığı kimlik niteliğindeydi.

Şunu da eklemek istiyorum. Sezonun 3. haftasında oynanan ve 1-1 beraberlikle sonuçlanan Manchester City karşılaşması da Esprito’nun savunma oyununu nasıl üst düzey seviyelerde uygulayabileceğinin ve 3’lüsünün veriminin bir göstergesiydi. 25 Ağustos’taki bu karşılaşma da Wolves’ın bir diğer kimlik maçıydı.

 

ADA SAHASI PODCAST

 

 

Related posts

Brooklyn Nets

Onat Kocabağ

MVP’ye Giden Yol

Saltuğ Bölükbaş

Nöbetçi mi golcü?

burakbasoglu

Leave a Comment

%d blogcu bunu beğendi: