Futbol SPOR

Tüketimsel Değil Üretimsel Çözüm Yolları Bulunmalı

Gündemde yine aynı konu var: Yabancı sınırlaması. Türk futbolunun tek derdinin buymuş gibi lanse edilmesi üzücü bir durum. Çoğunluk mevcut sistemden memnun. Azınlık kesim ise sayıca az olmasına rağmen karar mercii olan taraf. Beş yıl önce verdikleri kararı tekrar değiştirme amacındalar dönemin yöneticileri. O zamanın önemli isimlerinden biri olan Nihat Özdemir bu sefer başkanlık koltuğuna oturacak.
Sayın Özdemir göreve gelmeden önce direkt yabancı kuralına dair demeçlerde bulundu. Birkaç aydır kıyıda köşede bekleyen konuyu tekrar gündeme getirmiş oldu böylece. Başkan, kuralın değiştirilmesinden yana ama keşke düşüncelerini sunarken gerekçelerini de belirtseydi. Kendisinin en yakın zamanda düşüncelerinin nedenlerini kamuoyuna açıklayacağını temenni ediyorum.
Öncelikle mevcut sistemin birincil olarak yerli futbolculara hizmet ettiğini unutmayalım. Her kulüp kadrosunda en az 14 Türk futbolcu bulundurmak zorunda. Hiçbirinin çok sayıda yabancı alma zorunluluğu yok. Bunu herkes bilmekte ama bazıları anlamamazlıktan geliyor. Herkesin zikrettiği düşünceler tüketimle ilgili. Yani az yada çok yerli/yabancı oyuncu tüketelim.
Üretmedikçe sadece şeyleri ‘kullanmaya’ kafa yorarsınız. Doğal olarak yönetme formülünüz ithal etmek üzerine gelişir. Bizdeki de tam anlamıyla bu. Ama biz dışarıdan doğru oyuncuyu almayı bilmiyoruz. Aynısı, kendi ligimiz içerisinde gerçekleştirdiğimiz transferler için de geçerli. Kimi zaman da doğru oyuncuyu bulup yanlış paralar veriyoruz. Trajikomik…
Yabancı oyuncu sayısının “6+2+2, 5+0+3” gibi yada çemberi daraltıcı başka ifadelerle kısıtlanması tamamen yanlış olur. Bu şekilde bir sürü denemeler oldu ama hiçbir fayda görülmedi. Oyunu ‘kısıtlamaya mahkum etme’ anlayışı artık terk edilmeli. 
Yabancı sayısının serbest bırakılmasından sonra kulüplerin borç yükünün arttığı doğrudur. Gereksiz oyunculara paha biçilemez ücretler ödendi. Nitekim bunun sonucunda UEFA’nın gazabına uğradı tüm kulüpler. Fenerbahçe 15/16, Galatasaray ve Beşiktaş 17/18, Trabzonspor ise bu yıl hariç kalan 4 sezonda absürt harcamalar yaptı. Diğer Anadolu kulüplerinden bahsetmiyorum bile.
Kuralın olumlu yanlarını da gördük. Getirilen serbestlik sayesinde önemli oyuncular geçti ülkemizden; Gomez, Aboubakar, Talisca, Kjaer, Nani, Feghouli, Fernando… Bunun gibi daha birçok kaliteli isim var. Buna ilaveten yurtdışına çok sayıda yerli oyuncu gönderdik. Bu sayı, uzun zaman sonra yakaladığımız en yüksek ihracat adetleriydi.
İhracat artışımızın nedeni şu ki nitelikli yabancı oyuncuların gelmesiyle beraber oluşan yüksek kalite ve rekabet artışı sayesinde yerli futbolcular basamak atladı. Arada çürük yabancılar da çoktu tabi. Harcamaların artmasının nedeni ise, kuralın tanıdığı serbestlik değil paranın doğru kullanılmaması ve yanlış yatırımlar yapılması. Oyuncuya haketmediği halde gereğinden fazla ücret sunuyorsanız yabancının suçu ne? Mesela bu yanlış yöntem yerine 14 tane genç, potansiyeli yüksek, maliyeti uygun yabancı futbolcular bulup, performanslarını yükselterek yurtdışına satabilirsiniz. 14’ünden 3’ünü dahi iyi fiyata satabilseniz yüksek bir para kazandınız demektir. Yani demek istediğim; dış satımda yerlilere ek olarak yabancıları da işin içine katabilirsiniz. Mesele, sürdürülmek istenen yönetimsel tercihlerde bitiyor.
Mevcut işleyişi değiştirmek yerine üretmek üzerine kurulu stratejiler geliştirilmeli. Kuralın çıkış noktasında bununla ilgili bir plan oluşturulmuştu aslen. Kadrosunda yerli oyuncu bulunduran takımlara oyuncu adedine göre teşvik primleri verilecekti. Ne yazık ki kulüpler, işlerine gelmediğini belirterek sessiz sedasız ortadan kaldırdı bu uygulamayı. Bu sefer de yine buna benzer bir plan geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak mazideki gibi rahatlıkla yürürlülükten çıkarılmamalı.
Ortak bazı yöntemler ele alınabilir. Mesela her kulübün ekonomisine göre çeşitli transfer politikaları, sınıflandırmalar oluşturulmalı TFF tarafından. Kâr-zarar dengesine göre maaş ve bonservis uzlaşımı sağlanmalı. Yani 3 lira kazanan 5 lira harcayamasın. Bu uygulandığı takdirde rakip kulüplerin yüksek ücretli talepleri ortadan kaldırılmış olur.
Yapılan teşvik primlerinin hepsi yada bir kısmının altyapıya yatırım yapmak amacıyla kullanılması zorunluluğu getirilmeli.
Alt liglerde ilk 11’de oynayan yerli oyuncu sayısının artması hedeflenmeli. Bu kulüpler adına ‘pilot takım’ çerçevesi altında yeni bir politika yaratılabilir. Böylece alt ve üst ligler arasında yerli oyuncu aktarımı yapılmış olur. Aynı zamanda oluşan kalabalık havuz sayesinde Süper Lig’de performansını arttıran yerli oyunculara gerektiğinden fazla değerler biçilmemiş olur. Demem o ki; oynayan yerli nüfus arttırılarak kulüpler yerli oyuncular arasında birden fazla seçim yapma lüksüne sahip olacak. Karnı tok, fahiş ücretler talep eden yönetim biçimleri yok olacak.
Üretmeden asla kötü gidişattan uzaklaşılamaz. Şu an zaten mevcut kural sayesinde bu yolda önemli kademeler atlattık. Şimdi ise yolu daha da kısaltmak için kafalar yormalıyız. Kapalı değil karma bir ekonomi benimsemeliyiz. İthal etmenin bir sakıncasının olmadığını anlayıp, asıl meselenin ihracat oranında bittiğini çözümlemeliyiz. Önemli olan, dış ticaret dengesini sağlamak.
Salt oyuncu üretim merkezi olmanın yetmediğini Ajax örneğinde görüyoruz. Basamak atlamak için Ajax yöntemi yeterli olabilir ama diğer Avrupa takımlarıyla aramızdaki makası azaltmak için ekstra metotlar geliştirmeliyiz. Üretimsel gerekliliklerin sağlanmasının yanında bilinçli tüketiciliğin kıstaslarını da kavramamız gerekiyor bu durumda.

Related posts

Sporda Cinsiyetçilik

Burcu Uzun

Taçsız Kral Metin Oktay

Fırat Ayrılık

Kupasız Şampiyonlar

umutcan gungor

Leave a Comment

%d blogcu bunu beğendi: